Uzm. Diyetisyen Emel Yılmaz; Hacettepe Üniversitesi mezuniyeti ve 12 yıllık Sağlık Bakanlığı tecrübesiyle Ankara Çukurambar diyetisyen ofisinde hizmet vermektedir.  Kilo yönetimi, hastalıklarda beslenme, gebe ve çocuk beslenmesi alanlarında Ankara genelinde yüz yüze ve online diyetisyen hizmeti sunmaktadır.

Ankara diyetisyen, Çukurambar diyetisyen
  • Hafta İçi: 09.00 - 20.00 Cumartesi: 10.30-17.00
  • Next Level Rezidans B Blok 5. Kat No:502 Çankaya / Ankara
  • Randevu Alın
Fonksiyonel Beslenme Nedir? Kronik Hastalıklarda Kök Neden Yaklaşımı
Beslenme ve Sağlıklı Yaşam

Kronik hastalıkların yönetiminde yalnızca mevcut belirtilerin kontrol altına alınması değil, bu belirtilerle ilişkili olabilecek beslenme, metabolizma ve yaşam tarzı faktörlerinin birlikte değerlendirilmesi de önemlidir.

Fonksiyonel beslenme bu noktada bütüncül bir bakış açısı sunar. Kişinin yalnızca ne yediğine değil; sağlık öyküsüne, beslenme alışkanlıklarına, bağırsak sağlığına, kan şekeri dengesine, uyku düzenine, stres düzeyine, fiziksel aktivitesine ve gerekli durumlarda laboratuvar bulgularına birlikte bakmayı amaçlar.

Bu nedenle temel soru yalnızca “Ne yemeliyim?” değildir. Aynı zamanda “Beslenme ve yaşam tarzıyla ilişkili hangi faktörler mevcut sağlık durumumu etkiliyor olabilir?” sorusuna da yanıt aranır.

Fonksiyonel Beslenme Nedir?

Fonksiyonel beslenme, beslenme bilimini bireyin sağlık öyküsü, metabolik özellikleri ve yaşam tarzı ile birlikte değerlendiren kişiselleştirilmiş bir yaklaşımdır.

İnsan vücudu birbirinden tamamen bağımsız çalışan organlardan oluşmaz. Sindirim sistemi, bağışıklık sistemi, metabolizma, hormonal sistem ve sinir sistemi arasında sürekli bir etkileşim vardır. Bu nedenle bir alanda meydana gelen değişiklikler başka fizyolojik süreçlerle de ilişkili olabilir.

Fonksiyonel beslenmede beslenme yalnızca kalori, karbonhidrat, protein ve yağ dengesinden ibaret görülmez. Beslenme örüntüsünün;

bağırsak sağlığı ve mikrobiyota,

kan şekeri dengesi,

inflamatuvar süreçler,

mikro besin yeterliliği,

metabolik sağlık

gibi birçok fizyolojik süreçle ilişkisi birlikte değerlendirilir.

Buradaki önemli nokta, fonksiyonel beslenmeyi klasik diyetetik yaklaşımının karşısında konumlandırmamaktır. Kanıta dayalı beslenme ve diyetetik uygulamaları zaten kişinin hastalıklarını, beslenme durumunu, yaşam tarzını ve bireysel gereksinimlerini dikkate alır. Fonksiyonel beslenme ise bu değerlendirmede sistemler arasındaki ilişkileri ve kişiselleştirilmiş yaklaşımı özellikle öne çıkaran bir çerçeve sunar.

Kök Neden Yaklaşımı Nedir?

Fonksiyonel beslenmede sık kullanılan kavramlardan biri kök neden yaklaşımıdır.

Buradaki amaç tek bir semptomdan hareketle kesin bir neden belirlemek değildir. Kronik sağlık sorunlarına eşlik edebilecek veya mevcut belirtileri etkileyebilecek beslenme, metabolizma ve yaşam tarzı faktörlerini mümkün olduğunca kapsamlı değerlendirmektir.

Aynı hastalık tanısına sahip iki kişinin beslenme alışkanlıkları, uyku düzenleri, fiziksel aktiviteleri, metabolik durumları ve besin gereksinimleri birbirinden farklı olabilir. Dolayısıyla uygulanacak beslenme programının da kişinin bireysel özellikleri dikkate alınarak hazırlanması gerekir.

Kök neden yaklaşımında özellikle şu alanlar değerlendirilir:

Bağırsak Sağlığı ve Mikrobiyota

Bağırsaklar yalnızca besinlerin sindirildiği bir sistem değildir. Bağırsak mikrobiyotası ve bağırsak bariyeri; bağışıklık sistemi, metabolik süreçler ve genel sağlıkla yakından ilişkilidir.

Bağırsak mikrobiyotasındaki dengenin bozulması disbiyoz olarak adlandırılır. Mikrobiyota kompozisyonundaki değişikliklerin çeşitli gastrointestinal ve metabolik durumlarla ilişkisi günümüzde yoğun biçimde araştırılmaktadır.

Benzer şekilde bağırsak geçirgenliği, bağırsak bariyerinin işleviyle ilişkili bilimsel bir kavramdır. Ancak internette yaygın olarak kullanılan “sızdıran bağırsak sendromu” ifadesi ile bağırsak geçirgenliğine ilişkin bilimsel bulguları birbirinden ayırmak gerekir. Her semptomun veya kronik hastalığın artmış bağırsak geçirgenliğinden kaynaklandığını söylemek bilimsel açıdan doğru değildir.

Fonksiyonel beslenme değerlendirmesinde kişinin sindirim sistemi şikâyetleri, beslenme çeşitliliği, lif tüketimi ve genel beslenme örüntüsü birlikte ele alınabilir.

Kronik İnflamasyon

İnflamasyon, vücudun doğal savunma mekanizmalarından biridir. Ancak uzun süre devam eden düşük düzeyli inflamasyon, obezite, insülin direnci, tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar dahil birçok kronik durumla ilişkilidir.

Beslenme örüntüsü de bu süreçle bağlantılı faktörlerden biridir.

Sebze, meyve, tam tahıllar, kuru baklagiller, yağlı tohumlar, balık ve zeytinyağı gibi besinlerden zengin dengeli bir beslenme modeli genel sağlığı desteklerken; yüksek miktarda rafine karbonhidrat, şekerli içecek ve yoğun işlenmiş gıda tüketiminin sınırlandırılması önerilir.

Buradaki amaç tek tek besinleri “iyi” veya “kötü” olarak sınıflandırmak yerine, kişinin genel beslenme örüntüsünü değerlendirmektir.

Bazı durumlarda belirli besinlerle semptomlar arasında ilişki olup olmadığını anlamak amacıyla, uzman gözetiminde kısa süreli eliminasyon ve kontrollü yeniden ekleme yöntemlerinden yararlanılabilir. Ancak gereksiz ve uzun süreli besin kısıtlamaları besin yetersizliklerine ve beslenme çeşitliliğinin azalmasına yol açabileceğinden herkese rutin olarak uygulanmamalıdır.

Kan Şekeri Dengesi ve İnsülin Direnci

İnsülin direnci, tip 2 diyabet gelişiminde önemli metabolik süreçlerden biridir ve belirtiler ortaya çıkmadan uzun süre önce gelişmeye başlayabilir.

Fonksiyonel beslenme yaklaşımında kişinin yalnızca açlık kan şekeri değil; genel beslenme düzeni, karbonhidrat kaynakları, lif tüketimi, öğün yapısı, fiziksel aktivitesi ve gerekli durumlarda laboratuvar bulguları birlikte değerlendirilir.

Kan şekeri yönetiminde amaç karbonhidratları tamamen ortadan kaldırmak değildir. Karbonhidratın türü, miktarı, öğündeki diğer besinlerle birlikteliği ve kişinin metabolik durumu önem taşır.

Tam tahıllar, sebzeler, kuru baklagiller ve uygun porsiyonlarda meyveler gibi liften zengin karbonhidrat kaynakları; protein ve sağlıklı yağlarla dengeli şekilde tüketildiğinde kan şekeri kontrolünün desteklenmesine yardımcı olabilir.

Öğün sıklığı konusunda ise herkese uygulanabilecek tek bir doğru model bulunmaz. Öğün düzeni kişinin sağlık durumu, kullandığı ilaçlar, yaşam tarzı ve bireysel gereksinimlerine göre planlanmalıdır.

İlgili yazı: İnsülin Direncinde Beslenme Nasıl Olmalı?

Besin Ögesi Yetersizlikleri

Vitamin ve mineraller metabolik süreçlerin sağlıklı şekilde devam edebilmesi için gereklidir.

D vitamini, B12 vitamini, demir, folat ve magnezyum gibi besin ögelerinin yetersizlikleri bazı bireylerde yorgunluk ve benzeri çeşitli belirtilere eşlik edebilir.

Ancak tek bir semptomdan yola çıkarak vitamin veya mineral eksikliği olduğu sonucuna varmak doğru değildir.

Gerekli durumlarda kişinin sağlık öyküsü ve hekim değerlendirmesi doğrultusunda uygun laboratuvar testlerinden yararlanılabilir. Tespit edilen eksikliklerin beslenme yoluyla veya gerektiğinde uygun takviye desteğiyle giderilmesi planlanabilir.

Takviyeler “ne kadar fazla, o kadar iyi” anlayışıyla kullanılmamalıdır. Gereksiz veya yüksek doz kullanım bazı durumlarda sağlık sorunlarına ve ilaç-besin ögesi etkileşimlerine neden olabilir.

Stres, Uyku ve Yaşam Tarzı

Sağlıklı beslenme kronik hastalıkların yönetiminde önemli bir bileşendir ancak tek başına değerlendirilmemelidir.

Uyku kalitesi, stres düzeyi, fiziksel aktivite, günlük yaşam düzeni ve davranışsal alışkanlıklar metabolik sağlık üzerinde önemli rol oynar.

Uzun süreli stres ve yetersiz uyku; iştah düzenini, besin tercihlerini, kan şekeri kontrolünü ve günlük enerji düzeyini etkileyebilir. Benzer şekilde düzenli fiziksel aktivite insülin duyarlılığı, kardiyovasküler sağlık ve genel metabolik sağlık açısından önemlidir.

Bu nedenle fonksiyonel beslenme yaklaşımında yalnızca kişinin tabağına değil, tabağın içinde bulunduğu yaşam biçimine de bakılır.

Fonksiyonel Beslenmenin Kronik Hastalıklardaki Rolü

Fonksiyonel beslenme, kronik hastalıkların tedavisinin yerine geçen ayrı bir tedavi yöntemi değildir. Temel amacı, kişinin mevcut tıbbi tedavisine uygun şekilde beslenme durumunu, metabolik özelliklerini ve yaşam tarzını birlikte değerlendirerek süreci desteklemektir.

Bu yaklaşım özellikle uzun süreli beslenme ve yaşam tarzı yönetiminin önemli olduğu kronik durumlarda kullanılabilir.

İlgili hizmet: Hastalıklarda Beslenme Danışmanlığı

Otoimmün Hastalıklarda Beslenme

Hashimoto tiroiditi ve romatoid artrit gibi otoimmün hastalıklarda bağışıklık sistemi ve inflamatuvar süreçler önemli rol oynar.

Bu hastalıklarda herkese uygulanabilecek tek bir “otoimmün diyeti” bulunmaz. Beslenme planı kişinin tanısı, kullandığı ilaçlar, laboratuvar bulguları, mevcut besin yetersizlikleri ve bireysel gereksinimleri dikkate alınarak hazırlanmalıdır.

Gereksiz ve uzun süreli besin kısıtlamaları yerine yeterli, dengeli ve sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturulması öncelikli olmalıdır.

Tip 2 Diyabet, İnsülin Direnci ve Metabolik Sendrom

Tip 2 diyabet, insülin direnci ve metabolik sendromda beslenme tedavisi hastalık yönetiminin önemli bileşenlerinden biridir.

Bu süreçte yalnızca şeker tüketimine odaklanmak yeterli değildir. Karbonhidratların miktarı ve niteliği, lif tüketimi, protein ve yağ kaynakları, öğün düzeni, fiziksel aktivite ve kişinin genel yaşam tarzı birlikte değerlendirilmelidir.

Amaç, kişinin sağlık durumuna uygun bir beslenme düzeni oluşturarak kan şekeri kontrolünü ve genel metabolik sağlığı desteklemektir.

Sindirim Sistemi Hastalıklarında Beslenme

İrritabl bağırsak sendromu (İBS), reflü ve diğer sindirim sistemi sorunlarında beslenme önemli bir yere sahiptir. Ancak benzer belirtiler farklı nedenlerden kaynaklanabileceği için herkese aynı beslenme programının uygulanması doğru değildir.

Şişkinlik, gaz, karın ağrısı, reflü veya bağırsak alışkanlıklarındaki değişiklikler değerlendirilirken kişinin beslenme düzeninin yanı sıra mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve yaşam tarzı da dikkate alınmalıdır.

Gerekli durumlarda gastroenteroloji değerlendirmesi sonrasında kişiye özgü beslenme düzenlemeleri yapılabilir.

Kardiyovasküler Hastalıklarda Beslenme

Kalp ve damar hastalıklarının yönetiminde beslenme, fiziksel aktivite ve diğer yaşam tarzı faktörleri önemli rol oynar.

Sebze, meyve, tam tahıllar, kuru baklagiller, balık, yağlı tohumlar ve zeytinyağından zengin; aşırı tuz, ilave şeker ve yoğun işlenmiş gıdaların sınırlandırıldığı beslenme modelleri kardiyovasküler sağlığın desteklenmesine yardımcı olabilir.

Fonksiyonel beslenme yaklaşımında kişinin kan lipidleri, kan basıncı, kan şekeri kontrolü, beslenme alışkanlıkları ve diğer bireysel risk faktörleri birlikte değerlendirilir.

Bağırsak-Beyin Ekseni ve Beslenme

Bağırsak ile beyin arasında sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve metabolik yollar üzerinden çift yönlü bir iletişim bulunmaktadır. Bu ilişki bağırsak-beyin ekseni olarak adlandırılır.

Bağırsak mikrobiyotası ve beslenme örüntülerinin ruh sağlığıyla ilişkileri günümüzde önemli bir araştırma alanıdır. Bununla birlikte depresyon ve anksiyete gibi ruh sağlığı sorunlarının yalnızca bağırsak sağlığı veya beslenme üzerinden açıklanması doğru değildir.

Beslenme bu alanda genel sağlığı destekleyen unsurlardan biri olarak değerlendirilmeli; ruh sağlığı sorunlarının tanı ve tedavisi ilgili sağlık profesyonelleri tarafından yürütülmelidir.

Fonksiyonel Beslenmede Değerlendirme Nasıl Yapılır?

Fonksiyonel beslenmenin en önemli özelliklerinden biri kişiselleştirilmiş değerlendirmedir.

Aynı tanıya sahip iki kişinin beslenme gereksinimleri birbirinden farklı olabilir. Bu nedenle yalnızca hastalığın adına göre standart bir liste hazırlamak yerine kişinin sağlık ve beslenme öyküsünün tamamının değerlendirilmesi önemlidir.

Detaylı Sağlık ve Beslenme Öyküsü

Değerlendirme sürecinde kişinin mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve takviyeler, geçmiş sağlık öyküsü, beslenme alışkanlıkları, sindirim sistemi şikâyetleri, uyku düzeni, fiziksel aktivitesi ve günlük yaşam koşulları incelenebilir.

Semptomların ne zaman başladığı ve zaman içerisinde nasıl değiştiği de değerlendirmeye yardımcı olabilir.

Laboratuvar Bulgularının Değerlendirilmesi

Kişinin sağlık durumuna ve hekimin değerlendirmesine göre kan şekeri metabolizması, kan lipidleri, vitamin-mineral düzeyleri ve diğer gerekli laboratuvar bulguları beslenme planının oluşturulmasında yol gösterici olabilir.

Laboratuvar testleri kişinin şikâyetlerine ve tıbbi gerekliliğe göre seçilmelidir. Her bireye geniş kapsamlı veya standart bir “fonksiyonel test paneli” uygulanması gerekli değildir.

Bağırsak mikrobiyota analizleri gibi bazı testlerin klinik kullanım alanları ise halen gelişmekte olan bir araştırma konusudur. Bu nedenle sonuçların tek başına hastalık tanısı koymak veya kapsamlı besin yasakları oluşturmak amacıyla kullanılması doğru değildir.

Eliminasyon ve Yeniden Ekleme Yöntemi

Bazı durumlarda belirli bir besinin semptomlarla ilişkisini değerlendirmek amacıyla, sınırlı bir süre için eliminasyon ve kontrollü yeniden ekleme yöntemi uygulanabilir.

Bu yöntemde şüpheli besin veya besinler geçici olarak beslenmeden çıkarılır, ardından kontrollü biçimde yeniden eklenerek kişinin belirtileri değerlendirilir.

Ancak eliminasyon diyeti herkese gerekli değildir. Uzun süreli ve kontrolsüz kısıtlamalar besin ögesi yetersizliklerine, beslenme çeşitliliğinin azalmasına ve sürdürülebilir olmayan bir beslenme düzenine yol açabilir. Bu nedenle gerektiğinde bir diyetisyen eşliğinde planlanmalıdır.

Kişiselleştirilmiş Beslenme Planı

Toplanan bilgiler doğrultusunda kişinin sağlık durumu, günlük yaşamı, beslenme alışkanlıkları ve hedefleriyle uyumlu bir beslenme programı oluşturulur.

Buradaki amaç mümkün olduğunca fazla besini yasaklamak değil; kişinin sürdürebileceği, yeterli ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturmaktır.

Fonksiyonel beslenmenin kişiselleştirilmiş yönü de esas olarak burada ortaya çıkar: Aynı tanıya sahip kişilerin beslenme programları birbirinin kopyası olmak zorunda değildir.

Fonksiyonel Beslenme Herkes İçin Uygun mudur?

Fonksiyonel beslenmenin temelindeki kişiselleştirilmiş ve bütüncül değerlendirme birçok kişide beslenme danışmanlığının bir parçası olarak kullanılabilir. Ancak uygulamalar kişinin yaşına, sağlık durumuna, kullandığı ilaçlara ve mevcut hastalıklarına göre planlanmalıdır.

Özellikle kronik hastalığı bulunan, düzenli ilaç kullanan, gebelik veya emzirme döneminde olan kişilerin önemli beslenme değişikliklerini ve takviye kullanımını sağlık profesyonelleriyle birlikte değerlendirmeleri gerekir.

Fonksiyonel beslenme konvansiyonel tıbbi tedavinin alternatifi değildir.

Hekim tarafından verilen ilaçların bırakılması veya dozlarının değiştirilmesi beslenme danışmanlığının konusu değildir. Beslenme tedavisi gerektiğinde hekim tarafından yürütülen tıbbi tedaviyi destekleyen multidisipliner yaklaşımın bir parçası olmalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Fonksiyonel Beslenme ile Klasik Diyetisyenlik Arasındaki Fark Nedir?

Bu iki yaklaşımı birbirinin karşıtı olarak değerlendirmek doğru değildir. Kanıta dayalı diyetetik uygulamaları zaten kişinin sağlık durumu, beslenme gereksinimleri ve yaşam tarzını dikkate alır.

Fonksiyonel beslenme yaklaşımında ise kişinin sağlık öyküsü, metabolik özellikleri, bağırsak sağlığı, beslenme düzeni ve yaşam tarzı faktörleri arasındaki ilişkilerin birlikte değerlendirilmesine özellikle önem verilir.

Her iki yaklaşımda da temel hedef bilimsel kanıtlara dayanan, kişiye uygun ve sürdürülebilir bir beslenme planı oluşturmaktır.

Kök Neden Yaklaşımında Hangi Testler Kullanılır?

Herkese uygulanması gereken standart bir “kök neden testi” bulunmamaktadır.

Gerekli testler kişinin sağlık durumuna göre hekim tarafından belirlenebilir. Kan şekeri metabolizması, kan lipidleri ve belirli vitamin-mineral düzeyleri gibi laboratuvar bulguları beslenme değerlendirmesinde kullanılabilir.

Mikrobiyota analizleri gibi bazı ileri testlerin klinik kullanım alanları ise halen araştırılmaktadır ve sonuçları tek başına tanı koymak amacıyla kullanılmamalıdır.

Fonksiyonel Beslenme Hangi Hastalıklarda Kullanılabilir?

Fonksiyonel beslenme; tip 2 diyabet, insülin direnci, metabolik sendrom, kardiyovasküler hastalıklar, bazı sindirim sistemi sorunları ve beslenmenin önemli olduğu diğer kronik durumlarda tıbbi tedaviyi destekleyen kişiselleştirilmiş beslenme yaklaşımının bir parçası olabilir.

Hastalığın kendisini tedavi ettiği veya ortadan kaldırdığı şeklinde değerlendirilmemelidir.

Fonksiyonel Beslenmede Sonuçları Görmek Ne Kadar Sürer?

Bunun için herkese uygulanabilecek belirli bir süre vermek mümkün değildir.

Kişinin sağlık durumu, mevcut hastalıkları, beslenme alışkanlıkları, kullanılan ilaçlar, yaşam tarzı ve hedefleri süreci etkileyebilir. Bazı değişiklikler daha kısa sürede fark edilebilirken bazı metabolik ve klinik sonuçların değerlendirilmesi daha uzun süre gerektirebilir.

Bu nedenle süreç, belirli bir süre içerisinde sonuç alma beklentisinden ziyade sürdürülebilir beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri üzerinden değerlendirilmelidir.

Fonksiyonel Beslenme İlaç Tedavisinin Yerini Alır mı?

Hayır.

Fonksiyonel beslenme, hekim tarafından uygulanan tıbbi tedavinin yerine geçmez. Kronik hastalığı bulunan kişilerin ilaçlarını bırakması veya dozunu değiştirmesi yalnızca ilgili hekim tarafından değerlendirilmelidir.

Beslenme danışmanlığı gerektiğinde tıbbi tedaviyi destekleyen multidisipliner yaklaşımın bir parçası olarak kullanılabilir.

Eliminasyon Diyeti Nedir? Herkese Uygulanır mı?

Eliminasyon diyeti, belirli bir besinin kişinin semptomlarıyla ilişkisini değerlendirmek amacıyla o besinin sınırlı süreyle çıkarılması ve ardından kontrollü biçimde yeniden beslenmeye eklenmesine dayanan bir yöntemdir.

Herkese uygulanması gerekmez.

Gereksiz veya uzun süreli eliminasyon diyetleri beslenme çeşitliliğini azaltabilir ve bazı besin ögesi yetersizliklerine yol açabilir. Bu nedenle ihtiyaç halinde kişinin sağlık durumu değerlendirilerek ve uzman eşliğinde uygulanmalıdır.

Sonuç

Fonksiyonel beslenme, yalnızca “Ne yemeliyim, ne yememeliyim?” sorusuna cevap aramak yerine kişinin sağlık durumunu etkileyebilecek beslenme ve yaşam tarzı faktörlerini daha geniş bir çerçevede değerlendirmeyi amaçlar.

Bağırsak sağlığı, kan şekeri dengesi, besin ögesi yeterliliği, uyku, stres, fiziksel aktivite ve genel beslenme örüntüsü birbirinden bağımsız düşünülmez.

Ancak “kök neden” yaklaşımı, her kronik hastalığın beslenmeyle açıklanabileceği veya yalnızca beslenmeyle tedavi edilebileceği anlamına gelmez. Fonksiyonel beslenmenin temel değeri; bilimsel kanıtlar, tıbbi değerlendirme ve kişiselleştirilmiş beslenme yaklaşımının birlikte ele alınmasında ortaya çıkar.

Uzman Diyetisyen Emel Yılmaz ile Fonksiyonel Beslenme Danışmanlığı

Fonksiyonel beslenme veya halk arasında kullanılan ifadeyle “fonksiyonel tıp diyetisyeni” arayışında olan kişiler için süreç yalnızca standart bir diyet listesi hazırlamaktan ibaret değildir. Beslenme programını; kişinin sağlık öyküsü, laboratuvar bulguları, yaşam tarzı ve bireysel gereksinimleri doğrultusunda değerlendirmek önemlidir.

Kronik hastalıklarda beslenme sürecinin yalnızca hazır diyet listeleri üzerinden değil; kişisel sağlık öyküsü, laboratuvar bulguları, beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzıyla birlikte değerlendirilmesini önemsiyorum.

Kök neden odaklı ve kişiye özel beslenme danışmanlığı hakkında bilgi almak, çalışma alanlarımı incelemek veya mesleki özgeçmişime ulaşmak için Uzman Diyetisyen Emel Yılmaz ana sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Bu içerik bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve tıbbi tanı veya tedavi yerine geçmez. Kronik hastalığı bulunan kişilerin beslenme değişikliklerini hekim ve diyetisyenleriyle birlikte planlamaları önerilir.